|
İNTERNET'TE SANAT MÜMKÜN MÜ?
Ulus Baker
İnsanların, sanatçılar da
dahil olmak üzere tarihin bazı dönemlerinde "artık sanat mümkün mü" gibisinden
sorular sordukları olur. Derken, bütün bu soruların bir "sinirsel çöküşün"
etkilerinden ibaret olduğunu gösterecek şekilde, sanat, Rönesans'ta olduğu gibi,
Barok'ta olduğu gibi, Modern sanat konusunda olduğu gibi yeniden o tuhaf
parlayışlarından birini gerçekleştirmekte gecikmez. Sanatın "olanaklılığına"
ilişkin soru sormak saçmadır -çünkü sanat her yerde ve her zaman yapılabilir.
Sorun, neyin sanat adını almaya layık olduğunu, neyin olmadığını sormakla da
yaratılamaz. Böylece İnternet'te sanat mümkün mü? gibisinden bir soruya cevap
vermenin bile pek bir anlamı kalmıyor.
Fransız yarı-gerçeküstücüsü
Marcel Duchamps, 20'li yıllarda "hemen her yerde, hemen her şeyle 'sanat'"ın
yapılabileceğini iddia ettiğinde sorumuza taa geçmişten bir cevap vermişti bile:
"Ready-Made", yani gelişen dev sanayi toplumunun temel çıktısı olan ürün
"hazırdan alınacak" ve isteyen "sanat alıcısının" burnunun dibine dikilecektir.
O andan itibaren "kolaj", "bulunmuş nesneler", derlenip toparlanmış her şey, bir
sanat eseri olarak organize edilebilir hale geldi. Bilindiği kadarıyla geçmişin
Kübistleri de kolaj tekniklerini kullanma konusunda pek tedirgin
hissetmemişlerdi kendilerini.
Sorun yine de "dijital
sanat" ile ilgili olarak ortaya atılabilir halde -bilgisayar teknolojileri resim
üzerinde işlemleri, manipülasyonu alabildiğine kolaylaştırıyorlar (sözgelimi
Photoshop ve Corel yazılımlarının inanılmaz başarısı bundan kaynaklanıyor).
Tarayıcı ise "canlı imge"nin yeniden üretimi konusunda belki en büyük devrimi
gerçekleştirmiş görünüyor. Kolajın,yani modern sanatın esas unsurlarından
birinin alabildiğine kolaylaşması ise, insanlara artık sanatın yeniden bir tanım
değişikliği geçirmesinin gerekip gerekmediğini sordurmaya başladı bile.
Ancak sorgulamaların büyük
bir çoğunluğu oldukça yüzeysel bir tabakada geçiyor: Bazı avantajlardan
bahsedenler var -sözgelimi bilgisayar teknolojileri insanların "sanata
katılımlarını" ve sanatsal eğitimi kolaylaştırıyorlar. Web müzeleri
yaygınlaşıyor ve sanat eserlerinin "imajlarına" erişim olanakları alabildiğine
genişliyor. Öte taraftan, bir insan emeği ürünü olarak sanatın "çok uzun ve
sürüncemeli" bir yaratım sürecini gerektirdiği konusunda eski ve kolay kolay
yerinden kımıldatılamaz bir değer yargısı var. Ancak bu düzeyde yürütülen bir
tartışmanın sürdürülemeyeceğini, çünkü bir sonuca vardırılamayacağını
düşünebiliriz.
Her şeyden önce kolaj
tekniklerinin kullanımının modern sanatın şanından olduğu Kübistlerden bu yana
apaçık bir durumdur. İlk parlak çıkış dönemlerinde PopArt'ın bu tekniği giderek
bir "çılgınlık" derecesine vardırdığı da doğrudur. Eserlerini neredeyse montaj
sanayii teknikleriyle üretip duran Andy Warhol etrafında örülen "sanatçı kültü"
her bakımdan PopArt'ın artık miadını doldurmaya başladığını pek erkenden
işaretlemişti. Ancak bir sanat akımının ya da grubunun miadını doldurması, ne
kullandıkları tekniklerin sona erdiği anlamına gelir, ne de sanatın kendisinin.
Bilgisayar teknolojilerinin
sanata dokunduğu iki genel alanı ayırt etmeliyiz: Birincisi "dijital" ya da "fraktal"
sanat diyebileceğimiz bir boyuttur. Unutulmamalı ki, bilgisayarlar yalnızca
bulunmuş ya da taranmış resimlerle, metinlerle, ses ya da video kayıtlarıyla "kolajlamayı"
kolaylaştırmakla kalmazlar. Aynı zamanda yalnızca bilgisayar aracılığıyla elde
edilebilecek görüntü, hareket-animasyon ve seslerin de sanatsal amaçlı
kullanılabileceğini de hatırlamak gerekir. Genel olarak "fraktal sanatlar" adı
verilen bu alan içerisinde, en basitinden bir Paint-Shop ya da Photoshop
resminden oldukça karmaşık matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla kurgulanan
fraktal görüntü ya da seslere varıncaya kadar geniş bir olanaklar kümesinin
varlığı söz konusu. Bu noktada sorulması gereken bir soru var: Bilgisayar
kullanılarak, klasik anlamda resim ve ses duyularının sanatsal kullanımına
başvuran görüntüler, animasyonlar ve müzik üretilebilir. Oysa doğrudan doğruya
matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla üretilenlerin, insan faaliyetinin icra
edildiği biçim açısından bundan önemli bir farkı bulunuyor. Çoğu zaman, "image
processing" teknikleriyle görüntüler ekranda hiç görülmeden işlenebiliyorlar.
Peki böyle bir şeyin "sanat" adını almaya layık olmadığını, bir tür karmaşık
matematiksel denklemin işlenmesinden ve görselleşmesinden ibaret olduğunu
söyleyebilir miyiz?
Bu soru, konuyu esas
karmaşıklaştıran bir unsuru, insanın sanatsal yetilerinin ne olduğu sorusunu
gündeme getiriyor. Bu yetilerin tarih ve coğrafya içinde değişmez olmadıklarını
söyleyen antropologların sayısı oldukça fazla. Ayrıca tarihçiler de bizim
"sanat" adını verdiğimiz modern kategorileri, sözgelimi bir Mısır piramidine ya
da Yunan tapınağına uygulamamızın tam bir saçmalık olabileceği konusunda bizi
uyarıyorlar. Ama esaslı meydan okuma hayvanbilimcilerden ve etnologlardan
gelmektedir: Sabahın köründe bir dalın üzerine tüneyip, ağaç yapraklarını
koparan ve yere düşen yaprakların güneşten solmuş taraflarını toprağın
koyuluğuyla tezat oluşturacak şekilde yukarıya çeviren, ardından tam da bu
dikkat çekici sahnenin üzerinde saatlerce ötüp durmaya başlayan şu "tiyatrocu
kuş"a ne demeli? İnsanbiçimci bir yaklaşım ise, bunun hiç de sanat filan
olmadığını, sanatsal algının ve üretimin insana ait olduğunu söylerken, bütün
sanatı bir "yansıtma-taklit-öykünme" ilişkisinin dışavurumuna indirgemiyor mu?
Tiyatrocu kuş örneği başka örneklerle de desteklenebilir: Bazı kuş türleri,
herhangi bir yabancı kuş bilmem nasıl haritalandırdıkları bölgelerine girdiğinde
rakibinden "daha güzel" ötmeye çalışır, eğer rakibi "daha güzel" öterse, hiç bir
şey demeden orasını terk etmek zorundadır. "Güzel" gibi sanatsal bir sözcüğü
kullanmamın nedeni, olup bitenler sırasında herhangi bir "üstünlüğü" oluşturacak
başka hiç bir kıstasın bulunmayışından. "Doğa" bir bakıma sanata insandan önce
başlamış gibidir; insan, sanata başlamak için oldukça "gecikmiş" görünüyor;
üstelik insan toplumlarının taa modern çağlara gelene dek, sanat işlevini başka
işlevlerden -ritüellerden, dinden, savaştan filan pek ayırt etmiş olmadığı da
anlaşılıyor.
Tam da bu nedenlerle,
bilgisayarda sanatın pekala mümkün olduğunu söylemek acelecilik değildir: Ancak
modern dünyanın başka bir özelliği işleri daha karışık kılmaktadır -sanatlar
birbirleriyle hep "rekabet" etmek gibi garip ve sanatsal yaratıma dıştan eklenen
kültürel bir olguyu hep beslemişlerdir. Modern resim, özellikle İzlenimcilik (Impressionisme)
fotoğrafın meydan okuyuşuna bağlı olarak, ondan uzak olduğunu düşündüğü renk
tekniklerini icat etmeye girişmişti. Bu sayede renkler ve ışık özgürleşti. Ancak
fotoğraf da, başlangıçtaki "sanatsal" işlevini yine benzeri "meydan okuyuşlar"
olmadan gerçekleştiremezdi -sözgelimi hareketli resimler, animasyon, son olarak
da hareketli fotoğraf, yani sinema…
Peki dijital sanatlar neye
ve kime meydan okumaktadırlar. Bu sanatların "kolaj" geleneğine bağlandıklarını
söyledik. Ancak ona da indirgenemezler. Dijital sanatlar, daha çok
"çok-yönlü-performans" adını verebileceğimiz bir alanı geliştirmeye aday
görünüyorlar. Yani görüntü-animasyon-film-ses-metin bileşimini kullanan "multimedia"
tekniklerinin sanatsal kullanımından bahsediyorum. Mültimedya yalnızca tekno-bilimsel
bir meseleye göndermez, aynı zamanda, sanat uğraşısı için estetik-sanatsal bir
iç ilişkiler kompleksi de oluşturabilir. Benim görüşümce, sessiz sinema dönemi
yönetmenlerinin sesli sinemaya karşı çıkışları gibi bir olgu günümüzde geçerli
değildir. Eisenstein kadar büyük bir filmcinin "tutuculuğu" gibi görülmeye
çalışılan şey, aslında bir "reddediş" değil, "sessiz sinema olanaklarının", o
anda ve çok özgün bir zorunluluk altında bu yönetmen tarafından tercih
edilişinden başka bir şey değildir. Çok geçmeden aynı yönetmenin ses unsurunu
alabildiğine kullanan filimler yapmasını bir tür "yola geliş" diye yorumlamak
ise tam bir düşünsel bönlük olurdu. Sanatçı hiç bir zaman "hah şimdi oturup
güzel bir resim yapayım" demez. Bu, Columb'un "şimdi gidip Amerika'yı keşfedeyim
bakalım" demesi gibidir. Ancak çözülmesi gereken acil bir sorun, bir zorunluluk,
olmazsa olmaz bir şeyin üretilmesi kaçınılmaz hale geldiğinde sanat ürünü ortaya
çıkabilecektir. Dijital performans birileri için "zorunlu" bir ifade aracıysa
üretilenin "sanat" olmayacağını söyleyenlere bu yüzden ancak gülünebilir.
İkincisi, dijital çağda
sanat eseri üretiminin "kolaylaştığını" ve ayağa düşebileceğini söylemek de tam
bir safsatadır. Aksine, alt edilmesi gereken "zorlukların", gerekli bilgi ve
uğraşı faaliyetinin sonsuzca artabileceği bile söylenebilir. Üstelik dijital
sanatçı, eğer günün birinde başarılabilirse, modern kültürdeki şu standart
"sanat", "bilim" ve "toplumsal yaşam" alanları arasındaki ayrımın sınırlarını da
ziyaret ederek alt edebilir. İdeal durum elbette hem bilimci, hem düşünür hem de
sanatçı olarak Leonardo Usta'nın imajı değil. Bir kere, o bizim anladığımız
anlamda bir bilimci değil, bir "çok şey bilen"di; bir "düşünür" de değildi,
çünkü Rönesans'ta ne Antik Yunan, ne ortaçağ Skolastiğinin felsefeleri kalmıştı,
öte taraftan Descartes ve Spinoza gibi "felsefeyi yeniden başlatanlar" henüz
ufukta yoktular; son olarak Leonardo bir "sanatçı" değil, çağının en saygı gören
"usta"larından biridir. Aynı şekilde dijital çağ, belki de bütün alanların
farklı bir bölümlenmesini, hatta ters çevrilmesini getirecektir. Mültimedyanın
doğuşu, böyle bir sürecin yalnızca olanağıdır, kendisi değil. Üstelik tek olanak
da değildir -özellikle "mini-mimariler" alanında ön plana çıkmaya başlayan
"organik-elektronik" nanoteknolojiler daha şimdiden, enformatikten çok farklı
türden unsurları işin içine katmaya başladılar bile. Daha genel olarak, benim
görüşümce, teknolojiye yapılacak herhangi bir övgünün peşine düşmek de saçmalık
olur -teknolojinin "tarafsız olduğu", iyi ya da kötü yönde kullanılabileceği
doğrultusundaki safça bakış açısı da artık tutulabilir değildir. Söylemek
istediğim tek şey, karşımıza çıkarılan her şeyi, enformasyon otoyollarını,
nanoteknolojileri, genetik mühendisliğinin yapıp edeceklerini olduğu gibi
kabullenip hayıflanmaya mı oturacağımız, yoksa "tek yönlü kabullere" karşı çoğul
direnç odaklarını onların içine ve sınırlarına varıncaya kadar genişletmek
zorunda mı olduğumuz sorusudur. Sanat ya da aynı türden başka bir insan
faaliyeti, böyle bir direnci örgütlemenin şu anda bilinen ender yollarından
biridir. Bu ise, sanata yeni bir politik misyon vermek, ya da sanatçıya akıl,
etik, ahlak filan öğretmek gibi bir şey değildir: Daha çok, sanatsal faaliyetin
genel olarak "insanların direnci" neviinden bir şey olduğunu, başka da bir şey
olamayacağını söylemeye çalışıyorum. Zamana, içine kapatıldığı mekana dayanıklı
ve dirençli olmayan şeylere "sanat eseri" demediğimizi daha gündelik dil
düzeyinde herkes algılayabilir. Eğer herhangi bir otantiklik varsa, bu, sanat
eserinin "zamanla" kurduğu bir ilişkiden değil, aslında "zamansızlıkla" kurduğu
bir ilişkiden kaynaklanabilir. Dijital sanatın bu türden araçlara sahip
olamayacağını söylemek ise anlamsız olur. Sanat eserini "sanatsal" kılanın in
actu (yani faaliyet bakımından) insan emeği ürünü olması, in haec ise (onu işte
karşımızda kılan şey bakımından) "zaman-dışılığı" olması bizi nostaljik otantizm
düşkünlüğüyle duygudaş olmaktan alabildiğine uzak tutuyor. Dijital sanat
bakımından sorun, bazı kişilerin bilgisayar fobisi, eski daktilolarını sevmeleri
gibisinden değildir. Bu fobi pekala anlaşılabilir (onaylamak ayrı şey); oysa
sanat söz konusu olunca, dijital sanat diye bir şeyin -bir tür değil bir
olanaklılık alanı oluşundan dolayı-sorun bir fobi olmayı bırakıp ciddileşir; ya
malzemeyle özdeşleşen bir sanat anlayışı yeniden davet edilir, ya da 19. Yüzyıl
modeli bir "sanat için sanat" teması geriye çağırılır. Sanatın dijital olması
gerektiğini söylemiyoruz; dijital sanatın gerçekten sanat olduğunu, dijital
teknolojilerin ise bunun "belirsiz", yani kullanılırsa varolabilecek
olanaklarını sunduğunu söylemekten başka bir şey yapmıyoruz.
Her durumda, yeni ortaya
çıkmakta olan bir şeyin tedirginlik verici, hatta nesnel olarak tehditkar
unsurlar da taşımaması olanaksız. Bu tehdidin, çoğu insanın aradığı yerde
bulunmadığını söylemek istiyorum. Fractal Paint programıyla boyanmış bir resme
bakıp da "resim sanatı da bitti" yakınmasını dile getirenlerin göremediği şey,
eğer "resim sanatı" diye bir şey varsa, onun zaten "malzemeye
indirgenemeyeceğidir". Tehdit, yepyeni malzemelerin amansız bombardımanından
daha kötü bir yerden gelmektedir ve bu tür hayıflanmalarla daha fazla oyalanmaya
değmez: Esas tehdit, geç kapitalizmin yeni yapılarıyla ilişkin olarak ortaya
çıkıyor. Bir zamanlar Walter Benjamin adlı bir Alman filozofu, sanat eserinin
halesinin "mekanik yeniden üretim" süreçlerinde (yani çoğaltma) yitmeye yüz
tuttuğunu söylerken, en "mekanik" sanat olan fotoğrafa övgüler yağdırmaya da
vardırabiliyordu işi. Bugün farkına varabileceğimiz şeyin daha o zamandan, ve
kendi imgeler dünyasında farkındaydı çünkü -esas sorun sanatın eğer bir işlevi
varsa onun ancak kullandığı temaları, malzemeyi, ruh hallerini, etiği,
görüntüleri, formları ve içeriği "başkalarına kaptırmamak" olmasıdır. Dijital
uygarlık kaçınılmaz bir şekilde etrafımızı saracak, INTERNET, mutlak bir anarşi
kainatı olarak alemimizi saracak gibi görünüyor. Öyle ki, artık eski, arkaik
formların nostaljisinden pek bir şey umabilecek halde olmayacağız pek yakında.
Sanatın gerçek "işlevi", ona bir işlev vermek gibi düşünceler çoğu kişinin
hoşuna gitmese de bir "söyleyiş biçimi" deyip geçelim -sözgelimi ressam Miquel
Barcelo'nun günlüğüne yazdığı gibi, "domatesin kırmızılığını", "ekşimiş kavun
kokusunu" Benetton'un "imajlar dünyasının" elinden söküp almak ve "kendiliğini"
yeniden kazandırmaktan başka bir şey değildir. İşin bütün sırrı bazı duyguların
ve sanatın hedeflediği arzuların yeniden üretilebilmesinde, imgelerin, seslerin,
düşüncelerin ve duyguların kendilerini denetleyen, yönlendiren ve her an tecavüz
eden düzeneklerin, denetimlerin ve sömürü araçlarının elinden koparılmalarında
yatmaktadır. Bu durumun en iyi örneğini bize Rönesans resmi vermektedir:
Ortaçağın ilahi temalarını, Tanrı babayı, melekleri, İsa ile Meryem'I kullanmayı
sürdürür; ama bambaşka bir amaçla yapar bunu -insanların dünyası Ortaçağda o
kadar daraltılmış bir haldedir ki, ilahi temaları kullanmasanız tek bir biçimi,
tek bir rengi, tek bir duyumu özgür bırakamazsınız.
Pek çok nedenle, bugün henüz
"daraltılmış" bir dünyada yaşamakta olduğumuzu düşünmeye eğilimliyim. Ve bu
daraltma, gerçek anlamıyla teknolojiler tarafından gerçekleştirilmiş bulunuyor
-televizyon ile genel salaklaşma halinin, bilgisayar ile bir tür otizmin,
iletişim kolaylıklarıyla ise bir tür çılgınlığın özdeş hale geldikleri bir
dünyanın ortaya çıktığı besbelli. Ama sorun, bütün bunlarla ne yapılacağıdır.
"Reklamcılığın felsefesi"nden bahsedenler var; Japon modeli bir uluslararası
korporatist şirketin bir "ruha" sahip olduğuna inanmamızı isteyenler var
(özellikle orada çalışanlara marş filan söyletilirken); sorun bir sanatçının bir
gazetede "sayfa düzenleyicisi" olarak ya da bir şirkette reklamcı olarak
çalışmak zorunda kalışı değildir burada. Daha çok "reklamcılığın" kendini
sanatın son ve nihai biçimi olarak olumlamak isteyişi, Benetton'un "görüntü
şefi" ve "sanat yönetmeni" gibi tuhaf unvanlara sahip adamı Oliveiro Toscagni
gibilerinin yalnızca bir "sanat destekleyicisi", bir "sponsor" olarak değil, "konseptin
sahipleri" gibi ortaya çıkmalarıdır. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında "kıllanma"
yeteneğimizin de dumura uğratılmış olduğu söylenebilir. Artık eskiden olduğu
gibi "sınırlarla", "disiplinlerle", "zor" ya da "baskı" ile yönetilmemeye
başladığımızda ferah bir özgürlüğün kapılarının açılacağını sanmak, çağdaş
evrensel bönlüğün ta kendisidir. Bütün bunlarla baş edebilecek ve mahvedebilecek
bir bilgisayar virüsünün üretilip ortalığa salınması ise pek umut bağlanabilecek
bir olasılık değildir. Dolayısıyla, görüntüleri kurtaracak, sesleri reklam
tınılarından arındıracak bir filtreleme mekanizmasının tez zamanda elektronik
ortama gönderilmesi ve orada dolaşmaya bırakılması gerekiyor. INTERNET'teki
"resmi" yasaklama girişimlerinin çoğu zaman nasıl sonuçsuz kalabildiğini görsek
de, bu yasağa hedef olanların "gerçek" anlamda "sanal" güçlere sahip
olabildiklerini düşünmek şimdilik imkansız. Eksik olan yönler arasında en
önemlisi "sanat" gibi görünüyor. Benin görüşüm, dijital sanatın "henüz
gerçekleşmediği" yolunda. Bütün araçlar hazır bulunuyor, üstelik, isterseniz
diyelim, "sanat icra ediliyor" orada, ama Klee'nin formülünü bir kez daha
tekrarlarsak, "halkını bekleyen" bir sanat bu…
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BİLGİSAYARDA RESİM,
İNTERNETTE SERGİ
http://vision1.eee.metu.edu.tr/~resim
Yaman Kayıhan özgün desenler ..Sergi Açıklaması:
Resimlerin dokusunu oluşturan hücresel, hepsi birbirinden farklı desenler kendi
başınadırlar, birbirlerine dokunmazlar bile .. Hepsi kendi kişiliklerinde ve
renklerinde adeta küçük dünyalardır. Böylelikle resim organizmik bir yapıda
sunulur hemen her zaman. Tıpkı insanlar, hayvanlar, bitkiler gibi. Veya belki de
bu küçük desencikler o resmin evrenindeki yıldızlar, gezegenlerdir..
Bağımsız desenlerin birleşimleri, boyutları ve çoğu kez içlerinde yer alan
yuvarlaklardan görünürleşen zemin ile resmin temel sorunu olan ışık-gölge ve
perspektife yanıt aranır. Ama kaygı rönesanstan bugüne uzanan Batı resmindeki
perspektif oyunları değil konunun, anlatımın kendisidir .. Işık-gölge ise benzer
bir göz yanılgısı sunar alışageldik resimlerde. Oysa belki de saydam dahi
olabilecek bir resmin gölgesini ortamı oluşturur, ya da resmin ve desenlerin
renkli gölgeleri arkada bir yerlerde oluşur .. Işık resmin içinden geçer, resim
aldığı ışıkla şekillenir, yaşar adeta.
Neden bilgisayar ?
Sanat düşüncenin sonucu ise, bunu ortaya koymanın yöntemlerinin de özgür ve
güncel olması beklenebilecektir. Sanat geleceğe uzanma çabası ise, geleceğe
uzanan güncel yöntemler de bu dışavurumun zorunlu araçlarından olabilecektir
ister istemez ..
Konu figür olduğunda, bilgisayarın desteği, eskiz, boyut ve yanyanalaştırma
açısından yarar sağlamaktadır. Konu renk olduğunda ise daha karışımlara
girmeksizin sunulan 16.7 milyon renk arasından seçim yapmak bile bazan güç
olabilmektedir. Diyelim ki düşünce fırtınalarınızdan birisini resimlemek
isiyorsunuz veya beyninizde bir resim var hiç değilse, bunu dışavururken
kullanacağınız kağıt, tuval, boya gibi malzemelerle sınırlanırsınız ister
istemez ve beyninizdeki resim giderek bu sınırlamaların içine sığdırılmaya
başlar. Hatta belki de bu sınırlamalarla birlikte yaratmaya başlarsınız kimi
zaman. Söz gelimi resimdeki bir lekeyi mavi yaparsınız .. Peki beğenmezseniz
maviyi veya mavinin tonunu ne kadar sayıda değiştirebilirsiniz kağıdınızda,
tuvalinizde ? Renk, özgürlüğünüz olması gerekirken sonuca doğru kısıtlılığınız
oluverir ve belki de sıkıldığınız bir limit konumda resmi öylece bırakırsınız.
Ya figürlerin, lekelerin, renklerin yanyanalıkları ..? Burada da bilgisayar ile
yapılan dışavurumlara bir örnek anlamında resmin sonsuzluğu hedef olmalıdır
sanki. Çünkü renklerdeki sınırlamalar ve olası sıkıntılanmalar figür, leke ve
renklerin yanyanalıklarında daha bir görünür olur, sanki o hayali limit konum
daha çabuk geliverir bir de bakarsınız ..
Bir de boyut konusu var tabii. Çünkü resim beyinde dışavurulmaya hazırlanırken
ister istemez malzeme sınırlılıkları ile boyutuna da yenilmektedir daha
başlangıçta. Vektörel yöntemde ise boyut yoktur, eğer dikdörtgen bir amaç varsa
sadece kenarların birbirine oranlarıdır gerekli olan. Tabii bu da sonradan
değiştirilebilir .. Önce resim oluşur, boyut ve kenar oranları daha sonra da
çözümlenebilir.
Resim bilgisayarda üretildikten sonra artık kağıt, tuval gibi geleneksel
görünürlüklere de gereksinimi kalmamıştır. İsterseniz kendi bilgisayarınızda,
dilerseniz de internet’te resimler hem de en iyi ışıklandırıldıkları halleriyle
karşınızdadır. Ama kağıt, tuval gibi bir beklentiniz gene de olacaksa, yüksek
çözünürlükteki basım olanakları sizi beklemektedir. Vektörel oldukları için
netliklerinden hiç bir şey yitirmeyecek resimleri istediğiniz ortama,
dilediğiniz boyutta aktarabilirsiniz. Hem de dilediğiniz sayıda ..
Alışılagelinen resimler gibi olmalarını istiyorsanız kağıt veya tuvale bastırıp,
sonra da çerçeveletirsiniz ve resimler duvarınızdaki yerlerini alır. Dilerseniz
de kumaşa bastırıp perdelerinizi, koltuklarınızı yeniden tasarlarsınız. Hem de
belki gömleğiniz ve kravatınız ile aynı kumaştan ..
Ürün haline dönüşmüş bir resmin değerini hangi faktörler belirler ? Kuşkusuz
resmin tek olması ana belirleyici olmaktadır. Bu resimden başka bir tane daha
orijinal yoktur. Ama acaba sadece ikincisinin, hatta üçüncüsü veya dördüncüsünün
tamamen aynı anlamda olmaması mı değeri belirlemelidir ? Resmin değeri
yaratıldığı ve yansıttığı sanatsallıktan farklı yönlere kaymalı mıdır ? Ya da
resim neden sadece bir kişiye aittir?
Resmin ‘tek’ oluşu ister istemez değerinin belirlenmesinde ekonomi biliminin
koşullarını devreye sokar; arz-talep (belki de enflasyon) gibi parametreler
resmin değerinde başrollere girerler, resmin sanat değeri hani neredeyse
konuşulmaz bile kalır. Hem zaten kimin umurundadır ki sanat değeri belki de ..
‘Şu’ kadara aldım .. ‘şu’ kadara da sattım gibisinden dışavurumlar
‘sanatseverlerin’ manşetleri olur giderek ..
Neden internet ?
Neden daha çok kişi bunları daha uzun süre ve hem de kendileriyle başbaşa
kalabildikleri zamanlarda izleyemesinler? Neden resimlere üretildiklerine en
uygun ışık konumlarında bakılamasın? Neden resimlerin herhangi bir bölümüne
defalarca zoom yapılamasın? Neden bakan gözlerin en alışkın olduğu ışık ve
kontrast düzeyleri ayarlanamasın?
Neden kopyalanamasınlar?
Internet ile resimler ne zaman isterseniz sizinle .. Neden olmasın? Resimler,
eşlik eden şiirler ile internetteki sergide ..
1971’den başlayarak özgün desenleri ile resimler yapan ve bugüne kadar
genellikle akrilik-guaj boyaları kağıt ve tuval üzerinde uygulayarak 4 kişisel
sergi açan Yaman KAYIHAN, 7 yıldır resimlerinde bilgisayarı kullanıyor. Çoklukla
vektörel olarak oluşturulan ve çok az raster görüntü ile de desteklenen 100 yeni
resmi ise internet’te sergileniyor: http://heaven.eee.metu.edu.tr/~resim
Resimlerle birlikte 5 öykünün de yer aldığı bu 5. sergi 5 bölüme ayrılıyor:
Yunus 16 2209 : Daima 0105
• Aşkın Halleri
• Fotoğraflar ile Düşünsel Tetiklemeler
• Üçüncü Boyutta Hareket ve Durağanlık
• Suluboyalara Ektentiler - 11 Temel Desen
Sergiden bir kaç örneğini verdiğimiz resimlerinde özgün dokular, lekeler ve
renkler ile figürler genel anlamda düşünce ve dışavurum biçimini yansıtmaktadır. |